Ahiret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ahiret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Eylül 2016

Rabbim Beni Müslüman Olarak Vefat Ettir ve Salihlerin Arasına Kat


Okuyucularıma bu başlık bir yerlerden çağrışım yapacaktır. Evet, bildiniz. Hz. Yusuf (as)'a ait bu sözler. Bugün bu sözler birden aklıma geldi. İçinde biraz tefekkür kazısı yapıyım dedim. Ortaya çıkan mana cevherlerini sizinle paylaşıyım istedim;

Bu Dünya'dan Daha Saadetli Bir Yer Var

Bildiğiniz gibi kitabımız Kur'an'da Yusuf suresi en güzel bir kıssa olarak geçer ve Hz. Yusuf (as)'ın başından geçenleri bizlere ders verecek şekilde hikmetli olarak anlatır. Hz. Yusuf (as) başından çok gaileler geçmiş ve çetin imtihanlarla karşı karşıya kalmıştır. En sonunda ise Mısır'a aziz olmak, annesi-babası ve kardeşleriyle görüşmek gibi en saadetli bir anda ise Rabbisinden vefatını isteyerek adeta bizlere şöyle bir ders vermektedir;

Demek ki şu Dünya'dan daha saadetli, lezzetli ve ferah bir yer kabrin arkasında var ki Hz. Yusuf (as) gibi hakikatleri gören bir zat o gayet lezzetli dünya içinde gayet acı olan vefatını istedi ki öteki saadete kavuşabilsin.

En Bahtiyar O'dur ki Dünya İçin Ahiretini Unutmasın

Madem ki Hz. Yusuf (as) diliyle bu Dünya'dan daha saadetli bir yer var öyleyse insan bu Dünya'da ne kadar lezzetli bir hayat yaşarsa yaşasın orasını istemeli ve ancak müslüman olarak ölmeye ve salihlerin arasına girmeye bakmalıdır. Dünya'daki durumumuz lezzetli değil de acılı da olabilir şu an. Böylesine acılar ve ızdıraplar da bize Dünya'nın karar yeri olmadığını, buraya bağlanılmaması gerektiğini,esas yurt ve Hakiki dostun peşinde koşulması gerektiğini bize ikaz eder.

Öyleyse, "Dünya hem fani hem ömrü kısadır. Hem lüzumlu işler çoktur. Hem ebedi saadet burada kazanılacaktır. Hem dünyevi dostlar ve rütbeler kabir kapısına kadardır. Öyleyse en bahtiyar insan o'dur ki Dünya için ahiretini unutmasın, faydasız işlerle ömrünü heder etmesin, kendini şu Dünya'da misafir olarak düşünüp bu hane sahibinin emirlerine göre hareket edip selametle kabir kapısını açsın ve Cennete girsin"

Ne mutlu şu Dünya'nın geçici güzellik ve lezzetlerine aldanmayıp Hakiki yurt ve Dost'a gözünü diken bahtiyar insanlara!!!


25 Eylül 2016

Biz Dünya'dan Gider Olduk


Geçen Kurban Bayramı sebebiyle rahmetli abimin kabrini ziyarete gitmiştim. Size daha önce anlatmıştım. Abim kanser hastalığı sebebiyle 38 yaşında ayrılmıştı aramızdan ve vefat edeli de 6 sene oldu. Seneler ne de çabuk geçiyor. Baktım, kabristanda son mezar olan abimin mezarından sonra o kadar çok mezar olmuş ki. Binlerce mezar olmuş. Gelen gitmiş bu Dünya'dan. Kimse karar kılmamış bu fani yurtta.

Öyleyse Ötelere Hazırlık Vaktidir Şimdi

Bizler belki de şu yaşlı dünyanın son çocuklarıyız. Ancak, sona yaklaştıkça daha da cazipleşen Dünya'nın peşinden koşturan insan o kadar çok ki. Bazen, bir zamanlar ünlü olan insanların şu anki hallerini gösteriyorlar. O kadar çok yaşlanmışlar ki. Yüzleri kırış kırış olmuş. Belleri bükülmüş, gözleri görmez, kulakları duymaz olmuş. Zaman onları ne hale getirmiş. Zamanlarında binlerin peşinden koştuğu o insanları bugünlerde kimse arayıp sormaz olmuş.

Hiç kuşkunuz olmasın eğer ömrümüz varsa bizim de halimiz onlar gibi olacak. Şu genç, ter ü taze halimiz gidecek yerine kırış kırış bir cilt gelecek. Ne kadar gençleşmeye çalışsak ta içimizde sürekli çalışan yaşlılık saatini durduramayacak ve kabre yaklaşacağız.

Öyleyse, akıllı insana yakışan şey, devekuşu gibi başını kuma gömerek gerçeklerden kaçmak değil bilakis gerçeklerle yüzleşerek ötelere hazırlık yapmaktır.

Ahiret İçin Ne Hazırladın???

Başını sokacağı ve en fazla 40-50 sene oturacağı bir evi alabilmek için yıllarca gece gündüz çalışan bizlerin, ebediyen oturacağımız saraylar için gayret göstermememiz ve en azından günde birkaç saatimizi buna ayırmamamız hiç mantıklı olur mu? Diğer insanlara aklımızla caka satan bizlerin Allah dostlarının yurdu olan cennet için ve hele de onun sahibi Allah rızası için çalışmaması ne kadar da gariptir.

Ne mutlu şu Dünya'nın fani ve sahte güzelliklerine aldanmayıp gözünü ebedi ahiret yurdunun inci ve mercanlarına dikenlere!!!





6 Eylül 2016

Bir Kervan Hikayesi


Değerli okuyucularım. Bugün sizlerle birlikte ders alacağımız güzel bir hikayeyi paylaşmak istiyorum. Şöyle ki;

Hey Kervandakiler! Haydi Aşağıya

Vaktin birinde bir kervan yola çıkar. Derken gece olur. Kervanbaşı, kervandakilere seslenir. Herkes atından insin ve yerden topladıklarını heybesine koysun. Vakit, gece olduğu için göz gözü görmemektedir. Hem yorgunlukta vardır. 

Ancak bunlara rağmen bir grup insan kervanbaşının bir bildiği vardır diyerek hemen atlarından inerler ve tıkabasa heybelerini doldururlar.

Diğer bir grup ise, kerhen inerler ve heybelerine az bir şey doldururlar.

Son grup ise kervanbaşını hiç dinlemeyip atlarından inmeye hiç tenezzül etmezler. Dolayısıyla heybeleri de boş kalır.

Derken sabah olur. Herkes heybelerindekini merak edip bakar. İlk grup heybelerinin mücevherlerle dolu olduğunu görürler. Sevinçlerine diyecek yoktur. Kervanbaşına çok teşekkür ederler.

İkinci grup ise, niye daha fazla almadık diye çok pişman olurlar. Ah vah ederler.

Son grup ise, bu kadar değerli mücevherlerden hiç almamanın pişmanlığını ve üzüntüsünü bütün şiddetiyle yaşarlar ancak yapacakları hiçbir şey yoktur.

Acaba Sen Hangi Gruptansın?

Evet, şimdi gelelim hikayedeki temsillerin neler olduklarına;

Kervanbaşı Peygamber Efendimiz (SAV)'dir. Yolcular da dünyada yaşayan bizleriz. Mümin gaybe iman eden insandır. Ona gaybi olarak ne bildirilmişse bütün kalbiyle ve davranışlarıyla iman eder.

Dolayısıyla heybelerini tıkabasa dolduran ilk grup insan, Efendimiz (SAV)'in getirdiklerine tam olarak iman edip ona göre yaşayan, dünyanın gelip geçici güzelliklerinin ve sıkıntılarının kendilerini aldatamadığı ve engelleyemediği insanlardır.

İkinci grup ise gaybe iman etmekle birlikte, kulluk etmekte tembellikleri olan, dünyanın peşine takılıp giden amel de zayıf insanlardır.

Son grup ise, Efendimiz (SAV)'i hiç dinlemeyen dolayısıyla da hiç kulluk etmeyen,sonunda Ahiretin hiçbir nimetini göremeyecek olan inançsız insanlardır.

Ne mutlu onlara ki.......

Ne mutlu dünya hayatını bir ağacın altındaki gölgelenmek kadar kısa gören dolayısıyla da ona gönül bağlamadan Ahiretin peşinde olan ve Allah'ın rızasını kovalayan insanlara!!!


3 Eylül 2016

Bir Serçe Kadar Olamazsın Hayatta


Yazımın başlığını garip bulanlar olacaktır elbette. Ne demek istediğimi anlatayım öyleyse size.


Lezzet Çağı ve İnsan

İçinde yaşadığımız zamanın, insanlara sürekli olarak enjekte ettiği şeyler var. O da "hayatın tadını çıkar", "lezzetlerin peşinde koş","tükettiğin kadar insansın" türü sözlerdir. Filmlerde ve dizilerde izlediğimiz o ışıltılı hayatlar da bunları destekler niteliktedir. Zamanımızın anlayışı ne kadar leziz yemekler yersen, ne kadar lüks harcamalar yaparsan, ne kadar şatafatlı yerlerde oturursan o kadar medenisin ve o kadar üstünsün mantığıdır.

Oysa insan hayattan lezzet almada bir serçe kuşuna erişemeyeceğini bilmelidir. Serçenin dünü ve yarını yoktur. Dolayısıyla ne dünün elemleriyle üzülür ne de yarına çıkabilir miyim korkusunu yaşar. Bu şekilde önündeki yiyecekten tam olarak lezzetini alır. 

Ama insan böyle değildir. Önünde en leziz yemekler olsa bile dün yaşadığı üzücü olaylar gelir takılır aklına, acaba yarın bu leziz yemekleri bulabilecek miyim diye endişeye kapılır. Servetimi nasıl koruyabilirim diye düşünür. Ticaretteki rakipleri aklına gelir. Lokmayı ağzına almışken bir vefat, bir hastalık haberi alır yakınlarından. O leziz lokma bir zehir gibi düğümlenir boğazında. Hayat standardını düşürmemek için ciddi bir mücadeleye girer. Yıllarını geçirir ve bir de bakmış ki koca bir ömür bitmiş geriye kalan ise yalnızca bir "ömrü heder".

Sen Ahiretin Bir Üveyki Olmalısın

Oysa insan dünya damlasında boğulmak için değil ahiret okyanusunda kulaç atmak için yaratılmıştır. İnsana hayvanlardan çok daha fazla kabiliyet bahşedilmiştir. Bütün bunlar ona diğer varlıklar gibi yiyip içsin kulağının üstüne yan gelip yatsın diye verilmiş olamaz. Bunları o varlıklar zaten fazlasıyla yapmaktadır.

İnsan, Allah'a kulluk yaptığı ölçüde yükselir, Efendimiz (SAV)'in ahlakını kendine rehber ettiği ölçüde kamil insan olma yolunda adımlar atar, Kur'an'ı okuyup onu hayatına hayat yaptığı ölçüde Kur'anlaşır ve Allah'ın razı olduğu bir kul olur.

Ne mutlu dünyanın lezzetlerine takılmayıp ahiretin semalarında pervaz edenlere!