3 Ekim 2016

Hiç Bilenlerle Bilmeyenler Bir Olur mu?


Hemen farketmişsinizdir bugünkü konu başlığım Kitabımızın bir ayetinden alınma. Kitabımızda bir ayet olacak kadar önemli olan bu konuyu isterseniz birlikte irdeleyelim.

Rabbin Adına Oku!


Bildiğiniz gibi Peygamber Efendimiz (SAV)'e ilk inen ayet "Oku" diye başlar. Amaç, bir kitap gibi muntazam yazılmış kainatın okunması, onun küçük ölçeği olan dünya'nın okunması ve nihayetinde insanın okunmasıdır. Bütün bu okumalar da "Oku"nun hemen ardından gelen "Yaratan Rabbinin adıyla" yapılırsa doğurgan olur ve bir salih daire teşkil eder. Aksi takdirde insan Rabbisi adına değil de nefsi adına okumalar yaparsa oradan fasit daire doğar ve okumalar kısır kalır.

Dolayısıyla insan okumasını ve bilgi edinmesini öncelikle Rabbisi adına yapmalıdır. Her öğrendiği bilgi, Rabbisi hakkında marifetini artırmalı, O'nun sanatını takdir ettirmeli ve hayretle secdeye vardırmalıdır. Böyle olmayan bir bilginin sahibinin üstünde yük olacağına kuşku yoktur.

Günümüz teknolojisinden örnek verecek olursak; hepimiz yeni çıkan cep telefonlarını merakla inceler, özelliklerini kurcalar ve hayranlıkla bakarız. Özellikleri karşısında küçük dilini yutanlar da vardır. Oysa beynimiz cep telefonlarından o kadar üstün ki. Bir duman kokusunu duyup yıllar önce köyde kaynayan kazanın altındaki ateşin kokusunu hatırlatan, bir guguk kuşunun ötüşünü duyup ta yine yıllar öncesinde köyde uyurken o guguk kuşlarının ötüşünü anımsatan bir beynimiz var bizim. İnsan böyle düşünüp herşeyden Rabbisine giden bir yol bulmalıdır. Baktığı, dokunduğu, duyduğu, öğrendiği herşeyi Rabbisi adına yapmalı ve O'nun sanatı ve isimleri hakkında bilgisini sürekli artırmalıdır.

Hayatta Öğrenebileceğin En Önemli Bilgi...


Bir insanın şu dünya'da öğrenebileceği en önemli bilgi, mühendislik, doktorluk veya başka bir meslek bilgisi değil kendisini yaratan Rabbi'sini isim ve sıfatlarıyla tanıma bilgisidir.

Bize, az ileride bir saray var ve sahibi o sarayı kendi beceri ve ilmine göre dizayn etmiş sen de ömrünün sonuna kadar orada yaşayacaksın dense herhalde hepimiz o sarayın sahibi hakkında herşeyi öğrenmeye ve onu sevmeye çalışırız. Çünkü mutluluğumuz o saray sahibini tanımaya bağlıdır. Bir insanın alacağı hakiki lezzet midesinin değil ruhunun aldığı lezzettir.

Düşünün ki cennetteyken O'nun sahibini tanımıyorsanız, cennetteki O'nun rahmetinin, kudretinin, ilminin ve sair isimlerinin yansımalarını göremiyorsanız cennet size sadece midenizin ve duyu organlarınızın vereceği kadar lezzet verecektir. Ama asıl lezzeti, oranın sahibini bilen,tanıyan ve seven kişi alacaktır.

Bir rüyada cennette sofra başında birisini görmüşler. Ona bir başkasını sormuşlar. Demiş ki o her daim Allah'a bakıyor. Yani o, O'ndan lezzet alıyor. Diğeri sofradaki yiyeceklerden midesi yönüyle lezzet alırken diğeri ise Allah'ın cemalini seyretmekten ruhu ile eşsiz bir lezzet alıyor. 

İnsan elbette dünya hayatını devam ettirmek için de bilgi öğrenecek ama her öğrendiği bilgiyi Rabbisi adına yorumlamayı da ihmal etmeyecek ve öğrendikçe Rabbisini daha çok sevecek, o sevgiyi yaşantısına kulluk olarak aksettirecek ve ötelere giderken kendisine "Ey itminana ermiş nefis! Dön Rabbine O senden razı, sende O'ndan" denilecektir. 

Ne mutlu bilgiyi yalnızca dünyalık için değil dünya'nın Sahibi adına öğrenenlere!








0 yorum :

Yorum Gönderme