Kalp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kalp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ekim 2016

Çayınızı Kristal Bardakta mı Yoksa Cam Bardakta mı Alırsınız Efendim?


Böyle bir soru size garip gelebilir. Öyleyse beni takip etmeye devam edin. Soruya cevap olarak, tabi ki kristal bardağı tercih ederiz diyenlerdenseniz şekilci bir insan olabilirsiniz. Benim için fark etmez diyenlerdenseniz sizin için şekil değil içerik önemli demektir. 

Önemli olan madde değil mana'dır.

Eskiden "sanat sanat içindir" veya sanat halk içindir" tartışmaları yaşanırmış. Ben ilk sözü şekilciliğe ikincisini ise içeriğe önem verme olarak görürüm. Bence önemli olan içeriktir. Yani beden değil kalptir, madde değil manadır. At değil süvaridir. Halk ozanımız Yunus Emre'nin sözleri çok sadedir ama ne kadar da insanın ruhuna işler ve akıllarda kalır. Hemen hepimizin zihinlerinde onun sözlerinden vardır. Mesela "Mal da yalan mülk de yalan var biraz da sen oyalan", "Bana seni gerek seni", "Yaratılanı hoş gör Yaratandan ötürü" gibi sözler hepimizin akıllarında kalmıştır. Ama şatafatlı sözler söyleyenlerden ise geriye hatırlanacak pek bir şey kalmamıştır.

Hayatta çoğu zaman şekle içerikten daha çok önem verir ve bunun için pahalı masraflara gireriz. İstediğimiz şekil olmazsa streslere bile girebiliriz. Mesela, evimize alacağımız orta halli bir koltuk takımı işimizi rahat görecek iken, en pahalısını almaya çalışırız. Oysa her iki takımın da işlevi de aynıdır. Elbiseler için de bu böyledir. Üstümüzü örtecek, insan içine çıktığımız zaman garipsenmeyecek bir elbise yeterliyken en pahalısını ve gösterişlisini almaya çalışır ve bunun için gereksiz borçlara gireriz. Biraz da bu şekilciliğin altında başkaları ne der düşüncesi veya onlara gösteriş yapmak yatar. 

Akıllı insanın yapacağı şey....

Oysa, kendisini yetiştirmiş bir insan bu tür şeylere değer vermez. Altın çamura da bulansa değerinden bir şey kaybetmez ama bir kömür altın varaklara konsa da yine kömürdür. Önemli olan elbise değil onun içindekidir. Ev değil evin sahibidir. Beden değil onun içindeki ruhtur.

Öyleyse, akıllı insana düşen şey, hayatında maddeye değil manaya, bedene değil kalbe, mezara değil onun içinde yatacak ruha yatırım yapmak olmalıdır. Gelin sözlerimizi Yunus Emre ile noktalayalım;


Bu dünya ol ahiretten içeri
Âşıkın yeri var kimseler bilmez
Yunus öldü diye sela verirler
Ölen hayvan imiş, âşıklar ölmez


14 Ekim 2016

Kral'ım, Benim Hünerim Perde Kalktığı Zaman Ortaya Çıkar


Eski zamanlarda bir kral, bir resim yarışması yapmak istemiş. Bunun için o devrin iki usta ressamı çağrılmış. Onlara resim yapmaları için karşılıklı iki duvar verilmiş ve birbirlerini görmesinler diye de aralarına bir perde çekilmiş. Ressamlar başlamışlar işlerine. Birisi, duvara rengarenk manzaralar çiziyormuş. Motifleri bir harikaymış. Diğeri ise hiç resim çizmiyor sadece duvarı parlatıyormuş. Soranlara, benim hünerim perde kalktığı zaman ortaya çıkacak diyormuş. 

Karar zamanı gelmiş. Kral ilk önce duvara rengarenk resimler çizenin resmine bakmış. Çok beğenmiş.Diğer ressamın duvarında ise hiçbir şey yokmuş. Yalnızca parlak bir duvar varmış. Hayretle duvara bakan Kral'a, ressam, "Kral'ım hele bir perdeyi kaldırın, o zaman benim ustalığımı görürsünüz" demiş. Perdeyi kaldırmışlar. Perdeyi kaldırınca, ilk ressamın yaptığı resim, çok daha güzel bir şekilde karşı duvara aksetmiş ve neticede yarışmayı ikinci ressam kazanmış. Evet, duvar parlatılıp ayna gibi olunca karşısındaki resmi çok daha güzel bir şekilde kendisinde aksettirmiş.

Kalp Aynan Günden Güne Kararıyor

Evet, gelelim bu hikayeden çıkartılacak derslere;

Hikayedeki resim maddeye, cilalı duvar da manaya misaldir. Hepimiz, hayatta mal-mülk edinmeye ve bir yerlere gelmeye çalışırız. Yatırım yaptığımız şeyler, çoğunlukla bedenimiz ve onun arzuları olur. Ama hiç kalbimize yatırım yapmayı düşünmeyiz. Sonunda kalp aynası günden güne kararır ve artık görüntüleri göstermez olur. Oysa daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, beden süvarinin atı gibidir. Aslolan at değil süvari'dir. Süvari ise kalbimizdir. At yalnızca, süvariyi istenilen yere götürmek için vardır. Bizler, süvariyi bırakıp hep at ile meşgul olup yola niye çıktığımızı unutursak Sultanımızdan azar işitmez miyiz?

Oysa, süvarinin yapması gereken şey atına belini doğrultacak kadar yemini vermek ve hızla yoluna devam etmek olmalıydı. Bizler de beden bineğimize, ona yetecek kadar gıdasını vermeli ve tüm gayretimizle kalbimizin cilası için uğraşmalıyız. Harikalar ve sürprizler diyarı cennetteki nimetlerden tam manasıyla lezzet alma ancak cilalı bir kalp ile olur. Kalbin cilası da öncelikle bizi Yaradana inanma, O'nu tanıma ve O'nu delicesine sevmedir. Seven sevdiğine itaat eder ve sözlerini ikiletmez. Öyleyse bize düşen şey de, ağacın gölgesine ve bineğe çok takılmadan hızlıca yola devam ederek dostlar diyarına cilalı bir kalp ile varabilmektir.

Ne mutlu şu mihnetler diyarı olan dünya'yı gaye edinmeyip asıl yurt ve Dost peşinde koşturan bahtiyarlara!




9 Ekim 2016

Hey Arkadaş! Misket Oynamayı Bırak Artık


Hepimiz yaşadığımız çağın çocuklarıyız. İçinde bulunduğumuz zamanda insanlar en çok ne ile uğraşıp neyin peşinde koşturuyorlarsa bizlerin de hayatını onlar oluşturuyor. Bence, insanın bu noktada durup şöyle düşünmesi gerekiyor. Acaba, şu anda gittiğim yol ve yaşam tarzı beni sonsuza kadar mutlu edecek mi? Evim, arabam ve herşeyim var. Ama bunlar ebedi mutluluğu yakalama adına yeterli mi?

Evim, arabam, param ve mevkim bunların hepsi dünya hayatına bakan şeyler. Öbür tarafta bunlar geçerli şeyler değil. Hep şu 70-80 senelik fani yaşantım için yatırım yaptım. Gecemi gündüze kattım. Her gün saatlerce bunları elde edebilmek için uğraştım. Oysa, 15 senesi çocuklukta, 3 te biri uykuda, 3 te biri de işte güçte geçen bir hayatta evin, arabanın ve paranın sefasını sürmek için bana 15-20 sene ya kalıyor veya kalmıyor. 

Halbuki, alemlerin içinde dürülü olduğu ben, güneşin, havanın, suyun, toprağın emrime verildiği ben, hayvanların ve bitkilerin boyun eğdiği ben, bu kadar paha biçilmez hislerin ve duyguların verildiği ben yalnızca 70-80 senelik dünya hayatında 15-20 sene keyif sürmek için yaratılmış olamam.

Karıncaların, arslanların hayatlarını araştırmak için yıllarını veren bizlerin şu dünyada bulunuş amacımızı araştırmak için biraz zamanımızı vermemiz gerekmez mi?

Akıllı Kişi O'dur ki....


Akıllı kişi, dünyada kalacağı 70-80 yıllık bir ömür için değil ahirette kalacağı sonsuz hayata göre yatırım yapandır. Bir bulanık damlayı değil okyanusu hedefleyendir. Yalnızca midesini değil kalbini ve ruhunu da doyurandır. Yıkılıp gidecek eve, partallaşacak elbiselere, sonunda kokacak yemeklere takılıp kalan değil onunla ebediyen birlikte olacak kalbi ve ruhu sürekli geliştirmeyi hedefleyen bir insandır.

Öyleyse gelin, çıktığımız şu uzun hayat yolculuğunda kısa bir müddet dinlendiğimiz ağaç gölgesine takılıp kalmayalım ve dostlar ve güzellikler yurdu olan cennete girebilmek için koşturalım.






21 Eylül 2016

Bir Dost mu Arıyorsunuz?


Evet, bir dost mu arıyorsunuz? Her zaman sizin iyiliğinizi isteyen, siz ona kızsanız da size kızmayan, hep size yanlışlarınızı düzeltmeniz için zaman tanıyan ve yollar gösteren, iyi günde de kötü günde de hep yanınızda olan, size şah damarınızdan daha yakın olan bir dost. Anladınız sanırım o dostun kim olduğunu. Evet o dost Allah'tır.

Allah, İman Edenlerin Dostudur

Hayatta herşey istediğimiz gibi gitmez. Kalp grafiği gibi iniş çıkışlarla doludur hayat. Çeşitli zorluklarla karşılarız hayat yolunda. Maddi-manevi sıkıntılar üst üste gelir bazen. Boğulacak gibi oluruz adeta. En yakın bildiğiniz kişiler dahi size sırtlarını dönerler. Nereye baksanız ekşiyen yüzler görürsünüz. Umut ettiğiniz kapılar bir bir yüzünüze kapanır. Koca dünya sanki küçülmüş de sadece sizin sığabildiğiniz bir tabut olmuştur adeta.

İşte tam burada imdadımıza gerçek bir dost yetişir. Bizi hiç bir zaman yalnız bırakmayan, Hz. İbrahim'i (as) ateşten kurtaran, Hz. Nuh'u(as) boğulmaktan kurtaran, Hz. Yunus (as)'ı balığın karnından kurtaran, Hz. İsa'yı (as) çarmıhtan kurtaran ve Efendimiz Hz. Muhammed'i (sav) müşriklerin elinden kurtaran ve daha nice Allah dostlarının ve müminlerin hep yanında olan bir dost. O da Allah'tır.

Dünyada Herşey İmtihan Boyutlu Gerçekleşir

Bize böyle bir dost olan Rabbimiz varken başımıza gelen sıkıntılara bazen anlam veremeyebiliriz. Oysa herşey bizim hayrımızadır. Nasıl ki askerdeyken çeşitli eğitimlerden geçeriz. Yoruluruz, uykusuz kalırız ama herşey bizim daha iyi asker olup vatanı daha iyi savunmamız içindir.

Aynen öyle de, hayatta başımıza gelen zorluklar bizi olgunlaştırıp öteki dünyaya hazırlamak, ecirlerimizi artırmak ve insan madenini ortaya çıkarmak içindir. Bu imtihanlar sonunda kimin kömür, bakır, altın ve elmas olduğu ortaya çıkar ve herkes ötelerde buna göre bir yer bulur kendisine.

Öyleyse Niçin Üzülüyorsun ki?

Böyle bir dostumuz varken bize düşen şey, nasıl ki anne çocuğunun iyileşmesi için ona acı ilaç veriyorsa, başımıza gelen musibetlerin ve zorlukların bizim hayrımıza verildiğini düşünüp üzülmemek ve sabretmektir.

Ne mutlu şu bulanık bir damlaya aldanmayıp berrak ahiret okyanusuna kulaç atanlara!!!