18 Ekim 2016

Sağır Olun


Evet, sağır olmaktan bahsediyorum. Burada kastettiğim kulağımızın duymaması değil elbette. Hayatta bize olumsuz telkinlerde bulunanlara karşı sağır olmaktan söz ediyorum.

Çok duymuşsunuzdur. "Boş ver çabalama, sen bu işi yapamazsın" ya da "Senden bir şey olmaz" sözlerini. Bu tür sözler, hem insanın motivasyonunu kırar hem de o insanın önündeki fırsatları engeller. Kanımca, insanların bu tür sözlerinin altında biraz da kendi egoları yatmaktadır. İnsanda, hep kendisinden bahsedilmesi, parmakla gösterilmesi ve başarılarından söz ettirmesi vardır. Bunun için diğer insanların işlerinde başarısız olmaları onu öne çıkartacağından dolayı onlara motivasyonlarını kırıcı sözler söylerler. Aslında bu sözleri söyleyip karşısındakinin ayağına çelme takarken kendilerini öne çıkarmaktır amaçları.

Kendisini yeterince yetiştirememiş insanlarda biraz da haset duygusu vardır. Hikayede anlatılır, Şişeden çıkan cin adama sorar "Benden ne istersen iki mislini şu arkadaşın için vereceğim". Adam da " Bir gözümü kör et o zaman" der. Evet haset insana bir gözünü kör ettirecek kadar kötü şeyler yaptırabilir. Öyleyse, insanlardaki bu mevcut duygunun farkında olmalı ve bize yapılan her olumsuz telkine takılıp kalmamalı ve böyle durumlara karşı sağır olmalıyız.

Senin Boyun Kısa....

Eğer, Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'un fethedilemeyeceğine dair sözlere takılsaydı Ortaçağı kapatıp Yeni çağı açamazdı. Edison, söylenen sözlere kulaklarını tıkamasaydı ampulü bulamazdı. Amerika NBA liginin gelmiş geçmiş en büyük basketbol oyuncularından Michael Jordan, "senin boyun kısa, senden basketbolcu olmaz" sözlerini dinlemiş olsaydı bugün böyle müthiş bir yeteneği tanımıyor olacaktık.

Evet, etrafımızdaki başarılı insanların bir çoğu, bu tip sözlere kulaklarını tıkayarak başarı merdivenlerini tırmandılar, bu sözlere kulak verenler ise takılıp yolda kaldılar.






17 Ekim 2016

Geçmiş Yazılarımdan Seçmeler 1


Bugün sizlerle geçmiş blog yazılarımdan seçtiğim yerleri paylaşmak istiyorum. Keyifli okumalar;

-Şu dünyanın sahibi burayı bir çeşit imtihan yada yarış yeri olarak dizayn etmiş ve masraf etmiş. Hepimize farklı yarış aletleri vermiş. Mesela, kimimiz fakirlikle imtihan edilirken kimimiz zenginlikle, kimimiz hastalıkla kimimiz de kadınla imtihan ediliriz. İmtihanı başarıyla bitirenler asıl yurtlarında ebediyen mutlu bir şekilde yaşarken imtihanı kaybedenler ise ne yazık ki mutsuz bir şekilde yaşamaya mahkum olurlar. (Hayat Olimpiyatlarına Hazır mısın?)

-İnsanlardan mevsimlerin hepsini yaşayanlar azdır.Kimisi daha ilkbaharda göçüp gider toprağın bağrına kimisi de yazın sıcağında ayrılır aramızdan. Sonbaharın yaprakları gibi yere düşenlerde pek çoktur insanların içinde. Az bir kısmı ise kışın soğuk iklimine teslim eder kendisini. (Mevsimler Gibidir Hayatımız)

-Tarihin tüm dönemlerini düşünecek olursak, çok sevdiğimiz insanların bizden çok önce ötelere gitmiş olduğunu görürüz. Başta Peygamber Efendimiz (sav) olmak üzere diğer peygamberler, onların arkadaşları, Allah dostları ve en sevdiğimiz akrabalarımız hep ötelerdedir. Nasıl ki, bizim en sevdiğimiz akrabalarımız ve dostlarımızın çoğu İstanbul'da olsalar, herhalde bizlerde bir an evvel oraya gitmek isteriz değil mi? Aynen öyle de insanın dünyanın geçici güzelliklerine takılıp asıl dostları unutması ve onların yanına gitmek istememesi garip bir durum olmaz mı? (Sesimi Duyuyor musunuz?)

-Çevremizdeki hadiselere ve eşyaya kendileri hesabına göre değil de Allah hesabına bakarsak hem bizi yaratan hakkındaki bilgimizi artırmış oluruz hem de boş yere üzüntülere ve streslere girmemiş oluruz. Neden peki? Madem başıma gelen bu hadiseden bana karşı çok merhametli olan Rabbimin haberi var. Öyleyse niye üzüleyim ki. Demek ki bunda benim için bir hayır var diye düşünür insan. (Hayat ve Ayna)

-Malını-mülkünü kaybettiği zaman da şöyle düşünürse sıkıntılardan kurtulur ademoğlu;

Bu malı mülkü bana zaten O vermişti  ve O bunların gerçek sahibidir.Mülk sahibi malını istediği zaman geri alır. Eğer ben bu duruma sabredip şikayetçi olmazsam daha güzellerini bana ahirette verir. Yoksa, bunları ben kazanmıştım. Niye şimdi elimden çıkıp gittiler diye düşünürsem hayat bana ızdırap olur. (Hayat ve Doğuş)

-Hayat, bize verilenlerle onun zevkini sürmek için çok kısadır. İnsan ömrünü 70 yıldan hesap edersek, insan kendisini bilene ve anlayana kadar 15 senesi geçer. Sonraki hayatının da 3'te 1'i uykuda geçer. İşte güçte, yollarda ve hastalıklarda geçen ömrü de çıkarttığınız zaman, geride insanın zevkini sürebileceği 20 senesi (en iyimser rakamlarla) ya kalır veya kalmaz. Bir de bakmış ki peşinden koştuğu dünya onu bırakmış gitmektedir. (Hayat ve Sabır)

Evet sizlere geçmiş yazılarımdan bir demet sundum. Umarım hoşunuza gitmiştir.







16 Ekim 2016

Çabuk Ol! Pazar Toplanıyor


Bugün günlerden pazar. Öyleyse biz de pazar ile ilgili bir yazı paylaşalım sizlerle.

Hepimiz pazarlara gitmişizdir. Pazarlarda alışverişimizi yapar evimize geri döneriz. Şayet gittiğimiz pazarda alışveriş yapmaz da başka şeyler peşinde koşarsak pazar toplandığı zaman elimiz boş kalır.

Dünya da, insanların alışveriş yaptığı bir pazar yeri gibidir. Nasıl ki pazarda en gerekli şeyleri alıp hemen evimize geri dönüyorsak dünyada da ihtiyacımız olan ticareti yapıp esas yurdumuz olan ahirete geri döneceğiz. Haftada bir saat pazar alışverişi haftanın 168 te biri'dir. Yani çok azdır. Oysa ahirete kıyasla dünyanın süresi ise katrilyonda bir bile değildir. Göz açıp kapayınca kadar tabiri bile dünya hayatının yanında çok uzun kalır. 

İşte insan bu dünya hayatında amel alışverişinin değil de eğlencenin peşinde koşarsa göz açıp kapamadan daha kısa olan bir dünya için sonsuz hayatını heder etmiş olur. 

İlkokula başlayalı 34 sene olmuş...

Zaman çok çabuk geçiyor. Daha dün gibi ilkokula başladığım zamanı hatırlıyorum. Oysa üstünden 34 sene geçmiş. Şu an 41 yaşındayım. Bir bu kadar daha yaşar mıyım bilmiyorum. Yaşasam bile bu yaştan sonraki hayatımın o gençlik zamanındaki gibi çelik çavak olacağını düşünmüyorum. 

Hafta içleri çalışırken hafta sonlarını iple çekeriz. Çocukların sömestr tatilini bizim yaz tatilini iple çekerken aslında ömrümüzün ipini çektiğimizin farkında değilizdir. Geçen zamanın farkında olmak için zaman zaman geçmiş fotoğraflara bakarım. İlkokula, üniversiteye ve işe başladığım zamanlar ve şimdiki halime baktığım zaman zamanın nasıl beni yaşlandırdığını görürüm. 

Düşünün bilim adamları tarafından evrenin yaşının yaklaşık 14 Milyar yıl olduğu söyleniyor. Bu 14 milyar yıl geçmiş te bizim 70-80 senelik ömrümüz mü geçmeyecek. Evet, ömür kısa lüzumlu işler ise pek çok. Burada tatmaya izin var ama doymaya izin yok. İnsan sürekli doymanın peşinde olursa ömrü sofra ile tuvalet arasında geçer. Eski insanlar kut-u layemut derlerdi. Yani ölmeyecek kadar yemek demek. Bir başka tabirle belini doğrultacak kadar yemek yeter ademoğluna.

Öyleyse, bize düşen şey, geçici dünya hayatının cazibesine aldanmadan bu pazarda alışverişimizi bir an evvel yapıp karlı bir şekilde kalıcı yurdumuz olan ahirete gidebilmektir.



15 Ekim 2016

Koş Yardımlarına Muhtaç Olanların


Evrim teorisinin sosyal hayatımıza verdiği zararlardan birisi de insanlar arasındaki yardımlaşma duygusunu baltalaması olmuştur. Zihinlere kazınan, "Güçlü olan hayatta kalır" ve "Hayat kavgadan ibarettir" gibi düşünceler toplum hayatımıza da sirayet etmiştir. Tabiatta var olduğu iddia edilen "güçlü olan zayıfı ezer" ve doğal seleksiyon gibi önermeler aslında doğru olmayan tezlerdir.

Doğada ise bu tezlerin aksine bir yardımlaşma görürüz. Belgesellerde seyretmişsinizdir. Timsah kocaman ağzını açar ve kürdan kuşu da gelip timsahın dişlerinin arasında kalmış kırıntıları temizler. Timsah ise sabırla bekler ve kuşa hiçbir zarar vermez. Mandaların sırtlarında da kuşları görürsünüz. Kuşlar o hayvanların sırtlarındaki parazitleri temizlerler. 

Arılar, çiçek çiçek dolaşarak hem öz toplarlar hem de çiçeklerin üremesine yardımcı olurlar. Ağaçlar kuşlara yuvalık eder, aynı zamanda sıcaktan bunalmış insanlara gölgelik yaparlar. Yağmur ise şak şak olmuş toprağın imdadına koşar. Rüzgar da bulutları sürükleyerek yağmura ihtiyacı olan yerlere onları sevk eder.

Taşlar omuz omuza verip bir camide kubbe, bir köprüde kemer olurlar. İp lifleri ise sarmaş dolaş olup kopmayan bir halat olur.

Sözün özü, tabiatta canlı veya cansız varlıklarda hep bir yardımlaşma vardır. İnsana yakışan şey ise, kendisinden daha aşağıda olan bu varlıklardan geri kalmayarak muhtaç olan insanların yardımına koşmasıdır.

Veren El Alan Elden Üstündür

İnsanın değeri, almasıyla değil vermesiyle artar. "Veren el alan elden üstündür" sözünü kendine rehber edinip hayatta hep vermeyi alışkanlık edinenler yarın mahşerde de ellerinden tutulan insanlar olurlar. Yardıma koşmak o insanlarda öyle bir tabiat haline gelmiştir ki bir gün yardıma ihtiyacı olan birisini bulamasalar rahatsız olurlar ve uykuları kaçar. 

İnsan, haddizatında kendisine emaneten verilen malı mülkü, parayı, muhtaç insanlarla paylaştığı zaman tabiatta geçerli olan yardımlaşma düsturuna riayet olmuş olur ve yeryüzünde Allah'ın halifesi olma payesini de kazanmış olur. Aksi takdirde insan bencillik ve cimrilikle bundan kaçındığı zaman yarın mahşerde en muhtaç olduğu o yerde yüzüstü bırakılmış olur.

Ne mutlu, vermeyi alışkanlık haline getirip tüm muhtaçların imdadına koşan cömert ruhlu insanlara!




14 Ekim 2016

Kral'ım, Benim Hünerim Perde Kalktığı Zaman Ortaya Çıkar


Eski zamanlarda bir kral, bir resim yarışması yapmak istemiş. Bunun için o devrin iki usta ressamı çağrılmış. Onlara resim yapmaları için karşılıklı iki duvar verilmiş ve birbirlerini görmesinler diye de aralarına bir perde çekilmiş. Ressamlar başlamışlar işlerine. Birisi, duvara rengarenk manzaralar çiziyormuş. Motifleri bir harikaymış. Diğeri ise hiç resim çizmiyor sadece duvarı parlatıyormuş. Soranlara, benim hünerim perde kalktığı zaman ortaya çıkacak diyormuş. 

Karar zamanı gelmiş. Kral ilk önce duvara rengarenk resimler çizenin resmine bakmış. Çok beğenmiş.Diğer ressamın duvarında ise hiçbir şey yokmuş. Yalnızca parlak bir duvar varmış. Hayretle duvara bakan Kral'a, ressam, "Kral'ım hele bir perdeyi kaldırın, o zaman benim ustalığımı görürsünüz" demiş. Perdeyi kaldırmışlar. Perdeyi kaldırınca, ilk ressamın yaptığı resim, çok daha güzel bir şekilde karşı duvara aksetmiş ve neticede yarışmayı ikinci ressam kazanmış. Evet, duvar parlatılıp ayna gibi olunca karşısındaki resmi çok daha güzel bir şekilde kendisinde aksettirmiş.

Kalp Aynan Günden Güne Kararıyor

Evet, gelelim bu hikayeden çıkartılacak derslere;

Hikayedeki resim maddeye, cilalı duvar da manaya misaldir. Hepimiz, hayatta mal-mülk edinmeye ve bir yerlere gelmeye çalışırız. Yatırım yaptığımız şeyler, çoğunlukla bedenimiz ve onun arzuları olur. Ama hiç kalbimize yatırım yapmayı düşünmeyiz. Sonunda kalp aynası günden güne kararır ve artık görüntüleri göstermez olur. Oysa daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, beden süvarinin atı gibidir. Aslolan at değil süvari'dir. Süvari ise kalbimizdir. At yalnızca, süvariyi istenilen yere götürmek için vardır. Bizler, süvariyi bırakıp hep at ile meşgul olup yola niye çıktığımızı unutursak Sultanımızdan azar işitmez miyiz?

Oysa, süvarinin yapması gereken şey atına belini doğrultacak kadar yemini vermek ve hızla yoluna devam etmek olmalıydı. Bizler de beden bineğimize, ona yetecek kadar gıdasını vermeli ve tüm gayretimizle kalbimizin cilası için uğraşmalıyız. Harikalar ve sürprizler diyarı cennetteki nimetlerden tam manasıyla lezzet alma ancak cilalı bir kalp ile olur. Kalbin cilası da öncelikle bizi Yaradana inanma, O'nu tanıma ve O'nu delicesine sevmedir. Seven sevdiğine itaat eder ve sözlerini ikiletmez. Öyleyse bize düşen şey de, ağacın gölgesine ve bineğe çok takılmadan hızlıca yola devam ederek dostlar diyarına cilalı bir kalp ile varabilmektir.

Ne mutlu şu mihnetler diyarı olan dünya'yı gaye edinmeyip asıl yurt ve Dost peşinde koşturan bahtiyarlara!