9 Ekim 2016

Hey Arkadaş! Misket Oynamayı Bırak Artık


Hepimiz yaşadığımız çağın çocuklarıyız. İçinde bulunduğumuz zamanda insanlar en çok ne ile uğraşıp neyin peşinde koşturuyorlarsa bizlerin de hayatını onlar oluşturuyor. Bence, insanın bu noktada durup şöyle düşünmesi gerekiyor. Acaba, şu anda gittiğim yol ve yaşam tarzı beni sonsuza kadar mutlu edecek mi? Evim, arabam ve herşeyim var. Ama bunlar ebedi mutluluğu yakalama adına yeterli mi?

Evim, arabam, param ve mevkim bunların hepsi dünya hayatına bakan şeyler. Öbür tarafta bunlar geçerli şeyler değil. Hep şu 70-80 senelik fani yaşantım için yatırım yaptım. Gecemi gündüze kattım. Her gün saatlerce bunları elde edebilmek için uğraştım. Oysa, 15 senesi çocuklukta, 3 te biri uykuda, 3 te biri de işte güçte geçen bir hayatta evin, arabanın ve paranın sefasını sürmek için bana 15-20 sene ya kalıyor veya kalmıyor. 

Halbuki, alemlerin içinde dürülü olduğu ben, güneşin, havanın, suyun, toprağın emrime verildiği ben, hayvanların ve bitkilerin boyun eğdiği ben, bu kadar paha biçilmez hislerin ve duyguların verildiği ben yalnızca 70-80 senelik dünya hayatında 15-20 sene keyif sürmek için yaratılmış olamam.

Karıncaların, arslanların hayatlarını araştırmak için yıllarını veren bizlerin şu dünyada bulunuş amacımızı araştırmak için biraz zamanımızı vermemiz gerekmez mi?

Akıllı Kişi O'dur ki....


Akıllı kişi, dünyada kalacağı 70-80 yıllık bir ömür için değil ahirette kalacağı sonsuz hayata göre yatırım yapandır. Bir bulanık damlayı değil okyanusu hedefleyendir. Yalnızca midesini değil kalbini ve ruhunu da doyurandır. Yıkılıp gidecek eve, partallaşacak elbiselere, sonunda kokacak yemeklere takılıp kalan değil onunla ebediyen birlikte olacak kalbi ve ruhu sürekli geliştirmeyi hedefleyen bir insandır.

Öyleyse gelin, çıktığımız şu uzun hayat yolculuğunda kısa bir müddet dinlendiğimiz ağaç gölgesine takılıp kalmayalım ve dostlar ve güzellikler yurdu olan cennete girebilmek için koşturalım.






7 Ekim 2016

Mandıra Filozofunun Hatırlattıkları


Geçenlerde televizyonda Mandıra Filozofu adlı filmi seyrediyordum. Orada geçen bazı cümleler üzerine düşündüm. Aklıma gelen şeyleri sizlerle paylaşıyım istedim. Önce filmden bir alıntı yapayım;

"İnsanlık çok ilerledi. Uçak yolculuğu ile çok daha hızlı seyahat ediyoruz. Eskiden 3 günde gidilen yol artık 50 dakika sürüyor. Aslında olan ömürden kaybedilen 3 gündür. Altınızda bulutlar, bulutlar üzerinde hoop bodrum. Halbuki, Biga'yı görmedin, Ezine peyniri almadın, Ayvalık'ta ..... balık yapmadın, İzmir'de boyoz yeyip güneşi batırmadın ve bu ilerleme öyle mi?"
Hepimiz hızlı bir çağda yaşıyoruz. İnsanlar sürekli bir şeylerin ardından koşturuyor. Ben yaşadığım Bandırma'dan Ankara'ya geldiğim günlerde insanların caddelerde hızlı hızlı yürüdüklerini, bir yerlere koşturduklarını görünce çok şaşırmıştım. Çünkü önce yaşadığım yerde durum böyle değildi. Daha sakin yaşanıyordu hayat. Şimdilerde ise ben de bu hızlı yaşama ayak uydurmuş durumdayım ne yazık ki.

Hayatın tadını, yazları çıktığımız bir kaç haftalık tatillere sığdırmış durumdayız. O tatillere de bir an evvel gidip tatilin keyfini çıkarmak isteriz. Oysa, yukarıdaki replikte de belirtildiği gibi yoldaki güzelliklerin farkına varmadan, vardığımız yerde de televizyonu, telefonu, interneti ihmal etmeden bir tatil geçiririz veya geçirdiğimizi zannederiz. Eve döndüğümüzde de dinlenerek değil daha yorularak dönmüş oluruz.

Oysa, tatil, doğayla tamamen başbaşa, her türlü teknolojiden uzak, kendimizi dinleyerek, doğanın ağacında, börtü böceğinde, dağında, ırmağında huzur bularak geçirilmelidir bence. 

Hayatta yollarda geçirdiğimiz zamanlar hiç te az değildir. Gerek okula, gerek işe, alışverişe gerekse de tatile giderken ömrümüz yollarda geçer. Hepimiz sadece gideceğimiz yerlere odaklanıp yolun bir an evvel bitmesini isteriz. Halbuki, o yollar gidilirken insan biraz sağına soluna bakınsa, doğanın güzelliklerini görse, bir güzellik gördüğü zaman özçekim yapmadan, fotoğraf çekmeden orada durup sadece o anı yaşasa, bir yöreden geçiyorken o yörenin yemeklerinden, lezzetlerinden tatsa ne güzel olurdu değil mi?

Evet, gelin hayatımızı arada bir pause tuşuna basarak yavaşlatalım. Yaşarken, içinde var olduğumuz doğanın farkında olalım. Çünkü hayat bir rüzgar gibi uçup gidiyor.




5 Ekim 2016

Dikkat Et! Yediğin Bal Zehirli


Değerli Okuyucularım,


Bu blogumda sizlerle genellikle gündelik hayatın gelip geçici meselelerini değil de ebedi hayatımızı ilgilendiren konuları ele almaya çalışıyorum. 70-80 senelik hayatımızı ilgilendiren gündelik meseleler dünya ile beraber gidecektir ama ebedi hayatımızı ilgilendiren konular bizi ebedi saadete götüren birer binek olacaktır. İnsan için önemli olan da budur bence.

Köşk mü İstersin Oyuncak mı?

Size, yanıbaşınızda şöyle bir oyuncak var. Şurada da sizi bekleyen muhteşem bir köşk var desem herhalde oyuncak yerine köşke doğru koşarsınız. Ama insanların günümüzdeki hallerine ve yaşantılarına bakılacak olursa çoğu kişinin oyuncak mesabesinde olan dünya'yı tercih ettiğini görürüz. Oysa, peşinden koştuğumuz dünya bizi bırakıp gitmektedir. Her kutladığımız doğum günü bizim bir yıl daha yaşlandığımızı, kabre bir adım daha yaklaştığımızı söylemektedir. Kabristanlarda şu anda dünya'da yaşayan insanlardan kat be kat daha fazlası yatmaktadır ve işin garip noktası da şu ki yerin altındakilerin pişman olduğu şeyler için yerin üstündekiler birbirini kırıp geçirmektedir.

Rabbimiz, Kur'an'da "Dünya hayatı ancak oyun ve bir eğlencedir. Elbette ki ahiret yurdu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hala akıllanmayacak mısınız?" (En'am Suresi 32. ayet meali) demekte bizi dünya hayatının oyun ve eğlence ahiret hayatının ise daha hayırlı olduğunu düşünmemiz konusunda aklımızı kullanmaya çağırmaktadır.

Dünya zehirli bal gibidir. İnsan ondan tattıkça daha da yemek ister ama o zehirli balın kendisini adım adım ölüme götürdüğünün farkında değildir.

Yazılı Yapıyorum Çıkarın Kağıtları

İnsan, dünya'dan elbette ki nasibini almalı ama nasibini aldıktan sonra tüm gücüyle ahiret yurdunu kazanmak için uğraşmalıdır. Nasıl ki, bir öğretmen öğrencileri yazılı yapsa ve onlara dese ki yazılının süresi belli değil her an kağıdınızı alabilirim. O ana kadar cevapladığınız sorulara göre ya kalacaksınız ya da geçeceksiniz dese herhalde tüm öğrenciler hemen yazılı kağıtlarını sağa sola bakınmadan cevaplamaya girişirlerdi.

İşte insanın da ebedi hayatının Cennette mi yoksa Cehennemde mi geçeceği bizim için süresi belli olmayan şu dünya imtihanında vereceği cevaplara bağlıdır. Öyleyse, gündelik meselelere çok takılmadan, dünya'nın ancak bir oyun ve eğlence olduğunu aklımızdan çıkarmadan Rabbimizin bize verdiği ömür sermayesini O'nun rızasını ve cenneti peylemekte kullanmalıyız.

Ne mutlu ölmeden önce uyanıp hakiki Dost ve yurt için çaba gösteren akıllı insanlara!






3 Ekim 2016

Hiç Bilenlerle Bilmeyenler Bir Olur mu?


Hemen farketmişsinizdir bugünkü konu başlığım Kitabımızın bir ayetinden alınma. Kitabımızda bir ayet olacak kadar önemli olan bu konuyu isterseniz birlikte irdeleyelim.

Rabbin Adına Oku!


Bildiğiniz gibi Peygamber Efendimiz (SAV)'e ilk inen ayet "Oku" diye başlar. Amaç, bir kitap gibi muntazam yazılmış kainatın okunması, onun küçük ölçeği olan dünya'nın okunması ve nihayetinde insanın okunmasıdır. Bütün bu okumalar da "Oku"nun hemen ardından gelen "Yaratan Rabbinin adıyla" yapılırsa doğurgan olur ve bir salih daire teşkil eder. Aksi takdirde insan Rabbisi adına değil de nefsi adına okumalar yaparsa oradan fasit daire doğar ve okumalar kısır kalır.

Dolayısıyla insan okumasını ve bilgi edinmesini öncelikle Rabbisi adına yapmalıdır. Her öğrendiği bilgi, Rabbisi hakkında marifetini artırmalı, O'nun sanatını takdir ettirmeli ve hayretle secdeye vardırmalıdır. Böyle olmayan bir bilginin sahibinin üstünde yük olacağına kuşku yoktur.

Günümüz teknolojisinden örnek verecek olursak; hepimiz yeni çıkan cep telefonlarını merakla inceler, özelliklerini kurcalar ve hayranlıkla bakarız. Özellikleri karşısında küçük dilini yutanlar da vardır. Oysa beynimiz cep telefonlarından o kadar üstün ki. Bir duman kokusunu duyup yıllar önce köyde kaynayan kazanın altındaki ateşin kokusunu hatırlatan, bir guguk kuşunun ötüşünü duyup ta yine yıllar öncesinde köyde uyurken o guguk kuşlarının ötüşünü anımsatan bir beynimiz var bizim. İnsan böyle düşünüp herşeyden Rabbisine giden bir yol bulmalıdır. Baktığı, dokunduğu, duyduğu, öğrendiği herşeyi Rabbisi adına yapmalı ve O'nun sanatı ve isimleri hakkında bilgisini sürekli artırmalıdır.

Hayatta Öğrenebileceğin En Önemli Bilgi...


Bir insanın şu dünya'da öğrenebileceği en önemli bilgi, mühendislik, doktorluk veya başka bir meslek bilgisi değil kendisini yaratan Rabbi'sini isim ve sıfatlarıyla tanıma bilgisidir.

Bize, az ileride bir saray var ve sahibi o sarayı kendi beceri ve ilmine göre dizayn etmiş sen de ömrünün sonuna kadar orada yaşayacaksın dense herhalde hepimiz o sarayın sahibi hakkında herşeyi öğrenmeye ve onu sevmeye çalışırız. Çünkü mutluluğumuz o saray sahibini tanımaya bağlıdır. Bir insanın alacağı hakiki lezzet midesinin değil ruhunun aldığı lezzettir.

Düşünün ki cennetteyken O'nun sahibini tanımıyorsanız, cennetteki O'nun rahmetinin, kudretinin, ilminin ve sair isimlerinin yansımalarını göremiyorsanız cennet size sadece midenizin ve duyu organlarınızın vereceği kadar lezzet verecektir. Ama asıl lezzeti, oranın sahibini bilen,tanıyan ve seven kişi alacaktır.

Bir rüyada cennette sofra başında birisini görmüşler. Ona bir başkasını sormuşlar. Demiş ki o her daim Allah'a bakıyor. Yani o, O'ndan lezzet alıyor. Diğeri sofradaki yiyeceklerden midesi yönüyle lezzet alırken diğeri ise Allah'ın cemalini seyretmekten ruhu ile eşsiz bir lezzet alıyor. 

İnsan elbette dünya hayatını devam ettirmek için de bilgi öğrenecek ama her öğrendiği bilgiyi Rabbisi adına yorumlamayı da ihmal etmeyecek ve öğrendikçe Rabbisini daha çok sevecek, o sevgiyi yaşantısına kulluk olarak aksettirecek ve ötelere giderken kendisine "Ey itminana ermiş nefis! Dön Rabbine O senden razı, sende O'ndan" denilecektir. 

Ne mutlu bilgiyi yalnızca dünyalık için değil dünya'nın Sahibi adına öğrenenlere!








1 Ekim 2016

Azmine Sarıl Sımsıkı Bak Ne Olursun


Değerli Okuyucularım,

Bugün sizlerle hayatta başarılı olmak isteyen bir insanın sahip olması gereken en önemli özelliklerden olan azim konusunu ele alacağım. Eğer bu özelliğe sahip olabilirsek hayatta ne kadar yenilgi yaşarsak yaşayalım her defasında yerimizden doğrulmasını bileceğiz.

Azimle Yukarılara Tırman

Hepimiz, büyük ve başarılı insanların geldikleri yerlere hayranlıkla bakar keşke bizlerde onların yerinde olsak diye düşünürüz. Oysa o insanlar geldikleri yerlere bir anda gelmiş değillerdir. Onlar, diğerleri uyurken geceleri azimle yukarılara tırmanmaya çalışan insanlardır.

Bir insan kabiliyetli olabilir. Ancak onda azim yoksa başarılı olmasına imkan yoktur. Buna siz de tanıklık etmişsinizdir. Okuldayken çok kabiliyetli arkadaşlarım vardı. Ama azimleri olmadığı için bir yerlere gelememişlerdi.

Bir insan eğitimli de olabilir. Dünyamızda başarısız eğitimli insanlardan epey var. Ama başarıyı getiren şey salt eğitim değil azim ve ısrardır.

Kurbağa Gibi Azimli Ol

Size bu konuda güzel bir hikaye anlatayım;

Nasıl olmuşsa iki kurbağa süt dolu bir kabın içine düşmüşler. Ne kadar çırpınsalar da bir türlü kabın içinden çıkamamışlar. Kurbağalardan biri ümitsizliğe kapılarak "ne yaparsam yapayım buradan kurtulamam" deyip kendini kabın içine bırakmış ve boğulmuş.

Diğer kurbağa ise azmini hiç yitirmemiş. Sürekli zıplamış ve bağırmış. Belki biri gelir beni kurtarır diye düşünmüş. Bayağı bir müddet böyle zıpladıktan sonra tam ümidini yitiriyormuş ki içinde zıpladığı süt, çalkalanmadan sebep kaymak bağlamış. Kurbağa da o kaymağın üstünde kalarak batmaktan kurtulmuş ve sıçrayarak kendini dışarı atıvermiş.

Ne mutlu her türlü zorluğa rağmen azmine sımsıkı sarılıp hayat mücadelesinden vaçgeçmeyenlere!